İşçi Derneği
Mimarhayrettin Mh. Bostan Sk. No:6/42, Beyazıt-Fatih,İstanbul
İşçi Derneği Danışma Hattı: 0 850 255 0 250

İŞÇİ HAKLARI

İşçinin Korunması

işçi haklari konusunda ilk olarak işçinin korunmasının üzerinde durmak gerekmektedir. İş ilişkilerinde işçinin korunması gereği sübjektif bir tercih olmayıp, bu ilişkinin kaçınılmaz olarak özünde yer alan bazı özelliklerden kaynaklanır. Bu ilke anayasal sosyal devlet ilkesinin ve Anayasa kurallarının da bir gereğidir. İşçi-işveren ilişkisinin temel özelliği işçinin işverene bağımlı çalışmasıdır. Her şeyden önce, geçimini sağlayabilmek için genellikle ücreti dışında bir olanağa sahip bulunmayan işçi sermayeyi elinde tutan işverenin ekonomik bağımlılığı altındadır. İşverenin ekonomik ağırlığına karşı bir denge kurabilmek amacıyla işçinin korunması bir zorunluluk olarak ortaya çıkar.

İş ilişkisi içinde işçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı söz konusudur. İş akdinde bağlılık işçinin kişiliği ile ilgilidir. İşin görülmesi süreci içinde işçi işverenin emir ve otoritesi altındadır. İş akdini diğer iş görmeye ilişkin sözleşmelerden ayıran bu kişisel bağımlılığı azaltmak, işverenin yönetim hakkını sınırlamak için işçinin belirli oranda korunması ihtiyacı ortaya çıkar.

Hassas Denge

işçi haklari konusunda ikinci olarak işçi ile işveren arasındaki hassas denge üzerinde durmamız gerek. Her ne kadar iş hukukunda hareket noktası işçilerin koruması ise de, işçinin ekonomik ve sosyal durumunun düzeltilmesine ilişkin çabaları sınırsız bir biçimde genişletmek mümkün değildir. Çünkü iş hukukunun da son amacı tüm diğer hukuk dallarında olduğu gibi toplum yararıdır. İşçilerin mümkün olduğu kadar yönündeki çabalar ekonominin bu yükü taşıyabilme olanakları ile sınırlıdır. Gerçekten hiç bir zaman göz ardı edilmemesi gereken bu yön, bir ülkede sosyal gelişmeyi besleyen hususun her şeyden önce o toplumun ekonomik gücü olduğudur.

Ülke ekonomisi açısından olduğu kadar işletmeler düzeyinde de sosyal yükler, işletmenin ekonomik ve mali durumunu sarsacak boyutlara ulaşmamalıdır. Aynı şekilde, işletmelerinin bilimsel gelişmelerin ortaya çıkardığı teknolojik yeniliklere uyarlanması da kaçınılmaz bir zorunluluktur. O halde, iş hukukunda işçinin korunması bir temel ilke oluşturmakla birlikte, işletmenin ekonomik mali ve teknik zorunluluklarının, üretim ve verimlilik gereklerinin de göz ardı edilmesi mümkün bulunmamaktadır.

İş Hukukunda Esneklik

İş hukukunda esneklik konusu da işçi haklari nın bel kemiğini oluşturmaktadır. Sanayileşme ile başlayan iş hukukunun bugüne gelişimi hassas dengeleri de gözeterek daha ziyade işçinin korunması yönünde olmuştur. Ancak son zamanlarda koruma düşüncesinin karşısına iş hukukunun esnekleştirilmesi talepleri ile çıkılmaya başlanmış ve bu konu çok tartışılmıştır.

İş hukukunda esnekleştirme yönündeki talepler esas itibariyle şu nedenlere dayanmaktadır. Bunlardan ilki, dünyada ortaya çıkan ekonomik krizler ve durgunluktur. Bunun sonucunda yatırımlar ve üretim yavaşlamakta, büyüme hızları düşmekte, istihdam sağlanamamakta, işsizlik büyük ölçüde artmakta, işyerleri kapanmakta, işten çıkarmalar yaygınlaşmaktadır.

İş hukukunun esnekleştirilmesi taleplerine dayanak oluşturan diğer bir neden ise küreselleşme sonucunda uluslararası düzeyde ortaya çıkan çetin rekabet ortamına işletmelerin uyum sağlayabilmesi zorunluluğudur. Günümüzde küreselleşme sürecinde sermaye uluslararası bir nitelik kazanmış, ulusal pazardan çıkıp uluslararası pazarlara uyum sağlama gereğini giderek artan biçimde gündeme getirmektedir. Söz konusu rekabet ortamı işletmeleri daha verimli, üretken ve daha düşük maliyetle çalışma ihtiyacı ile karşı karşıya bırakmaktadır.

İş Hukukunda Yorum

Son olarak işçi haklari konusunda yorum ilkesi üzerinde duracağız.İş hukuku öğretisinde açık olmayan iş mevzuatı kurallarının yorumlanmasında işçi lehine yorum yöntemine başvurulması gerektiği genellikle kabul edilir. Bu görüş 1958 tarihli bir Yargıtay içtihadı birleştirme kararında da şu ifadelerle benimsenmiştir: ” Kanun koyucuyu İş Kanunlarını kabul ettiren tarihi sebepler ve bunlar arasına zaif olan işçiyi iktisadi durumu daha kuvvetli olan işveren karşı özel şekilde koruyarak içtimai muvazeneyi ve cemiyetin sükûnu sağlama hedefi ve hukuk hükümlerinin tefsirinde lafzın gayenin ışığı altında manalandırılmasının gerektiği göz önünde tutulunca, iş hukukuna ait hükümlerin tefsirinde tereddüt halinde işçinin lehine olan hal şeklinin kabul edilmesi iş hukukunun ana kaidelerinden olduğu neticesine varılır”. Yüksek mahkeme bu görüşünü daha sonraki kararlarında da sürdürmüştür.

İşçi lehine yorum iş hukukuna özgü bir yorum yöntemi olmakla birlikte, bunun her durumda geçerli ve mutlak bir yöntem olarak kabul edilmesi mümkün değildir. İş hukuku he ne kadar kendine özgü kurumları ve tekniği ile bağımsız bir hukuk disiplini niteliği taşımaktaysa da, bu durum iş hukukunda genel olarak hukukun klasik yorum esaslarından vazgeçileceği anlamına da gelmez. Medeni Kanunun 1. maddesine göre " Kanun, sözüyle özüyle değindiği bütün konularda uygulanır". Bu hüküm uyarınca yasanın sözünden çıkan anlam, ruhundan çıkan anlamla bağdaşmıyorsa kabul edilemez. Böyle bir durumda, yasa metnine verilecek anlamların içinde yasanın ruhuna uygun olanın araştırılması gerekir.